Varlığın doğa ile kurduğu ilişki, yalnızca hayatta kalma dürtüsü üzerinden değerlendirilemeyecek ölçüde katmanlı ve varoluşsal bir anlam taşımaktadır. İnsan, varoluşundan itibaren yalnızca dışsal tehditlerle değil; kendi sınırlılığının bilinciyle ve bilinmeyenle kurduğu ilişkinin yarattığı ontolojik kaygıyla da yüzleşmektedir. Bu kırılma noktası, insanı varlığından kaçmaya değil; aksine içsel bir güç alanı kurmaya yönelten temel bir eşik oluşturmaktadır.
İnsan, tarih boyunca bu kırılma alanını simgeler aracılığıyla anlamlandırmaya çalışmıştır. Mağara duvarlarına, taş yüzeylere ya da toprağa kazınan ilk işaretler yalnızca estetik bir üretim değil; varoluşsal kaygının, korunma ihtiyacının ve kolektif bilincin dışavurumu olarak okunmalıdır. Bu simgesel dil, insanın doğayla kurduğu ontolojik ilişkinin maddesel kayıtlarını oluşturmuş; zaman içerisinde farklı kültürlerde ve sanatsal üretim biçimlerinde yeniden yorumlanarak günümüze kadar ulaşmıştır.
Sanatsal üretim pratiğim, bu tarihsel ve ontolojik mirasın çağdaş bir yorumunu araştırmaktadır. Çalışmalarımda doğadan elde edilen toprağı tuval üzerine sabitleyerek kazıma, zımparalama ve aşındırma süreçlerinden geçiriyor; saf pigmentler ve suluboya teknikleriyle dönüştürüyorum. Bu yaklaşım, doğayı temsili bir nesne olarak ele almaktan ziyade onunla doğrudan temas kuran maddesel ve tinsel bir ilişki geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Bu süreçte fotoğraf sanatı da üretim pratiğimin önemli bir gözlem alanı hâline gelmiştir. 2007–2019 yılları arasında gerçekleştirdiğim fotoğraf çalışmaları ve açtığım sergiler, doğayı ve onun içinde yer alan simgesel yapıları daha yakından gözlemleme imkânı sunmuştur. Fotoğraf aracılığıyla kurduğum bu görsel ilişki, doğadaki ritim, tekrar ve biçimlerin fark edilmesine olanak sağlamış; sembollerin yalnızca kültürel üretimler değil, aynı zamanda doğanın kendi düzeni içerisinde de var olan bir dil olduğunu kavramama katkıda bulunmuştur. Bu deneyim, sonraki yıllarda geliştirdiğim resim çalışmalarının düşünsel ve görsel altyapısını besleyen önemli bir araştırma alanı oluşturmuştur.
Başlangıçta ilkel ve koruyucu simgelerin çağdaş resim dili içerisinde yeniden düşünülmesine odaklanan çalışmalarım, zamanla kendi içsel devinimlerimin ve tinsel varlığımın sürece dâhil olmasıyla özgün bir simgesel anlatı alanına evrilmiştir. Ortaya çıkan formlar, bilinen türlerin temsili olmaktan çok; sezgisel olarak inşa edilen ve varoluş ihtimallerini çağrıştıran görsel varlıklar olarak belirmektedir. Bu süreç, sanat pratiğim içerisinde kişisel bir mitoloji alanının oluşmasına olanak sağlamıştır.
Sanatsal üretimlerimi ekolojik sanat bağlamında konumlandırırken insan-merkezci yaklaşımları reddeden canlı-merkezli bir perspektif geliştirmekteyim. Toprağı yalnızca bir malzeme olarak değil; etik, felsefi ve ontolojik bir özne olarak ele alıyorum. Hayvan figürlerini temsili unsurlar aracılığıyla kullanarak insanın doğada iz bırakma eylemini; simgeler, semboller ve evrenin sonsuzluğu bağlamında yeniden okumayı amaçlıyorum. Vegan etikle desteklenen bu yaklaşım, canlılar arasındaki hiyerarşik ayrımları sorgulayan bir duruşu da beraberinde getirmektedir.
Sanatsal yönelimimin gelişim sürecinde, akademik üretim ile kişisel araştırma alanlarım arasında yeni bir düşünsel hat oluşmuştur. Bu doğrultuda son yıllarda yürüttüğüm çalışmalar, bilinç katmanları ve sembolik bilgi sistemleri üzerine yoğunlaşmaktadır. 2024–2025 yılları arasında numeroloji, astroloji ve bilinç katmanları ile ilişkili sembolik ve ezoterik sistemler üzerine eğitimler alarak sanat ve bilinç araştırmalarıyla ilişkili çalışmalarımı derinleştirdim. Bu süreç, simgelerin yalnızca estetik unsurlar değil; insan bilincinin derin katmanlarıyla ilişki kuran anlam taşıyıcı yapılar olarak ele alınmasına olanak sağlamıştır.
Bu düşünsel yönelim doğrultusunda kurduğum Ayşe Aygün Yayınevi, sanat, bilinç ve semboller üzerine yürüttüğüm disiplinlerarası araştırmaları yazılı üretim alanına taşıma ve bu düşünsel çerçeveyi daha geniş bir paylaşım alanına açma amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda yayıncılık faaliyeti, sanatsal pratiğimle kuramsal araştırmalarım arasında köprü kuran yeni bir üretim alanı olarak değerlendirilebilir.
Sanatsal yolculuğum; doğa, bilinç ve semboller arasındaki ilişkileri araştıran, varoluşun maddesel ve tinsel katmanlarını birlikte düşünmeye çalışan bütüncül bir arayış olarak sürmektedir.