Yaratılışın gizli yapılarını üzerinde barındıran deha, sezgileriyle kendiliğinden doğruya uzanan bir geçiş gerçekleştirir. Bu gizemli gücü elinde bulunduran dahi sanatçı, kurallara uymak yerine kuralları keşfetme imkânı bulur. Klasik sanatın vazgeçilmez anlayışını oluşturan taklit mantığının karşısında yer alan deha, yani “estetik düşünce yetisi”, ifade edilmeyen şeyi evrensel olarak aktarabilir hâle getirmeyi de bilir.
Kant’a göre doğa, kendi kurallarını özne üzerinden sanata aktarmalıdır; yani güzel sanatlar sadece dehanın üretimi olarak mümkün olabilir. Deha, öğretim sürecinin sonucunda ortaya çıkan bir ürün değildir. Doğuştan gelen bu yetenek, ortaya koyduğu eseri nasıl yarattığını bilimsel olarak açıklayamasa da, kurallarını doğa olarak sunar. Düşüncelerin kendisine nasıl geldiğini bilmediği için bunu açıklayamaz. Bu nedenle de eserin oluşumundaki kuralları ve temel ilkeleri sistematik bir şekilde başkalarına aktaramaz.
Klee’ye göre de deha doğuştan gelir; sezgiye ve lütfa bağlıdır: “Bu, başı sonu olmayan bir lütuf hâlidir… Deha, sistemde hata veren şeydir. Onca öğrencinin öğrenebilecek her şeyi özümsemesine rağmen hiçbir zaman ‘yaratamamasının’ nedeni de budur.” “Sanat, görülürü yeniden üretmez; sanat, görülür kılar.” Dışsal görünümlerin aslına bağlı kalınarak yeniden üretilmesini reddeden bu yaklaşım, taklidi yok sayarak sanatın asıl işlevini ortaya koyar. Var olan mekân özelliğinden hareketle yapılan bir çalışmanın yaratım olmadığını vurgular.
Deha, yalnızca güzel eserler tasarlamakla yetinmez; üretim sürecinde yüceyi tasarlama yetisini de ortaya koyar.
Güzel gibi yüce de estetik yargıya dayanır; fakat güzel, biçimsel olduğu için sınırlı ve sonlu bir objeyle ilgiliyken, yüce sınırsıza ve biçimsize gönderme yapar. “Doğanın güzelliği objenin biçimiyle ilgilidir ve bu biçim sınırlı olmaya dayanır; fakat yüce, sonsuzluğun bir objede ya da o obje aracılığıyla temsil edilmesi bakımından, biçimsiz bir yapıda da bulunabilir.”
Yüce, hiçbir zaman doğrudan deyimle bağlantılı değildir; daha çok ruhsal durumlar doğrultusunda kendini ortaya koyar. Ciddiyet, ağırlık ve saygı uyandıran yüce, ancak bir temsilin kavranması sürecinde anlam kazanır.
Ayşe Aygün / 2010
KAYNAKÇA
Frango, France. Sanat (Çev. Özcan Doğan)
