Sanat, başlangıçta felsefenin herhangi bir ilgi alanı olsa da, estetik bilimin gelişmesiyle kendi kendisinin konusu olmuştur. Peki sanat nedir? Tolstoy, kendi varlığının gerçeği üzerinde düşünürken bu soruyla yüzleşmek zorunda kalır. Uzun yıllar boyunca kendisini tedirgin eden bu soruya şu şekilde yanıt verir: “Sanat, bir duyguyu yaşayan insanın, o duyguyu bilerek ve isteyerek başkalarına aktarma olayıdır.”
O hâlde sanatın koşulları nelerdir ve biçimi ne olmalıdır? Tolstoy, Rus ressam Bryullov’dan bir söz aktarır: “Sanat, birazcığın olduğu yerde başlar.” Bu söz, sanatın özünü ifade eder. Tolstoy, sanatın güzellik ile ilişkisini vurgularken, her şeyin yalnızca bir yarar sağladığı için var olmadığını; aynı zamanda güzellik kavramının da var olduğunu dile getirir.
Gerçeklikten söz ederken, gerçekliğin yalnızca bir şeyin gerçekten var olup olmadığını bilen biri tarafından değerlendirilemeyeceğini ifade eder. Bir şeyin Tanrı’nın takdirine göre olması gerektiğini fark eden kişi de gerçeği bilir. Tanrı, insana doğru olanı, kendi arzusuna uygun olanı ve yanlış olanı gösterir. Bu yüzden yalnızca ayaklarına bakan insan doğruyu bilemez; ancak ışığı fark edenler doğru bir iz üzerinde ilerleyebilir.
Tolstoy düşüncelerini şu sözlerle sürdürür: Bir yazar, bizim için iç dünyasını yansıttığı ölçüde değerlidir. Ne yazarsa yazsın—oyun, öğretici eser, lirik şiir, eleştiri, hikâye, felsefi inceleme ya da mizah—bir yazarın eserinde bizim için esas olan, onun iç dünyasıdır.
Tolstoy, her sanat eserini üç açıdan değerlendirme kuralına bağlar. Birincisi içeriktir: Eğer eser, hayatın yeni bir bölümünü yansıtıyorsa, Tolstoy için bu bir sanat eseridir. İkincisi biçimdir: Eserin ne ölçüde iyi, güzel ve içeriğine uygun olduğu önemlidir. Üçüncüsü ise içtenliktir: Sanatçının işlediği konuya ne ölçüde inandığı. Tolstoy, bu üçüncü özelliği en önemli unsur olarak görür.
Sanat eserini etkileyici ve güçlü kılan, izleyici, dinleyici ya da okuyucuda sanatçının yaşadığı duyguları uyandırabilmesidir. Gerçek bir sanat eserinde üç temel koşul vardır: Yazarın işlediği konuyla kurduğu doğru, yani ahlaki ilişki; ifadenin açıklığı ve biçimin güzelliği; ve içtenlik—yani anlatılan duygunun samimiyeti.
Tolstoy, Sanat Nedir? adlı eserinde sanatın basite indirgenmesinden duyduğu rahatsızlığı şu şekilde dile getirir: Yaşamımızdaki hataların çoğu, sanatsal olmayanı sanatsal olarak adlandırmamızdan kaynaklanır. Kınanması gereken şeylere gereksiz bir saygı gösteririz. Çiçekleri, atları ya da manzaraları resmetmek; yüzeysel müzik üretimleri, zayıf hikâyeler, kötü şiirler ya da yalnızca dürtüleri harekete geçiren çalışmalar, sanatsal nitelikler taşısalar bile gerçek anlamda değerli değildir.
Sanat, insanın ufkunu genişletir ve onu daha önce algılamadığı şeyleri görmeye zorlar. Daha önce hissedilmeyen, anlaşılmayan şeyler, sanat aracılığıyla anlaşılır hâle gelir. Bu noktada, insana yeni bir şey kazandıran her ifade, bir sanat eseri olarak değerlendirilebilir.
Sanatın önemi ve değeri, insanın hayata bakış açısını genişletmesinde ve onun ruhsal zenginliğini artırmasında yatar. Ancak her yeni şey, sanat eseri değildir. Bir eserin sanat olabilmesi için belirli koşulları karşılaması gerekir:
-
Yeni bir fikir içermesi ve insan için anlam taşıması
-
Bu içeriğin anlaşılabilir bir biçimde ifade edilmesi
-
Yazarın üretim sürecinin dışsal bir dürtüden değil, içsel bir ihtiyaçtan doğması
Bir yapıt, yazarın içtenliğine ve anlatım gücüne rağmen, içeriği değersiz ve yenilikten uzaksa gerçek bir sanat eseri değildir. Sanat eseri; içerik, biçim ve içtenlik arasındaki dengeyi kurabilen bir üretimdir.
Ayşe Aygün / 2010
KAYNAKÇA
Tolstoy, Lev. Sanat Nedir?
