Zaman denilen kavramın tutsak ritminde salınım gösteren varlık; içinde bulunduğu zaman diliminde, kendi iç ahengini bozarak kesintiye uğratan çarpışmaların yönünü değiştirme ve kendi gerçeğini görme konusunda isteksizdir.
Bu eylemsizlik hâli, ertelenmiş anların yeniden düzenlenmesini zorunlu kıldığında; varlığı geriye doğru bir süzülmeye iter.
Geçmiş görüntülerle yüzleşen varlık; tinin beslenmediği ve zihnin kurgusuyla inşa edilmiş geçmişinin yozlaşmış ritmiyle, balyoz gibi inen gerçekler aracılığıyla karşı karşıya kalır.
Bir bireyin davranışları yalnızca kendisini değil, tüm toplumsal yapıyı etkiler.
Bu nedenle birey; yüzleşme zorunluluğunun farkına varmalı, kendi çözümlemelerini yapmalı ve bu dönüşümün yalnızca kendisiyle sınırlı olmadığını idrak etmelidir.
Yapısal bozuklukların temelini oluşturan bireysel tetikleyicilerin, toplumsal normları şekillendirdiği bilinciyle yapılan adil bir içsel düzenleme; etkisini anında gösterecektir.
Birlik oluşturmanın ön koşulu olan benlik kavramının doğru inşası; zamanın geriye çekici etkisini ortadan kaldırarak, “biz” bilinciyle geleceğe doğru sağlıklı bir ilerleyişin temelini oluşturur.
Varlık, kendi bilincinin sorumluluğunu almalı; onu yanıltan yanılsamalardan çıkmalı ve zamanı kendi lehine çevirerek, kendisinden sonra gelecek nesillere bilinçsel bir miras bırakmalıdır.
Böylece varlık; zamanın sürüklediği değil, zamanı dönüştüren bir bilinç hâline gelerek, ardında yalnız iz değil, yön bırakan bir özneye dönüşür.
Ayşe Aygün U-M-2026-M30
